Tecrübe
Hakkımızda
Diyabetik ayak yarası bir pansuman meselesi değil, bir mekanik meselesidir. Yara, her adımda en çok basıncın bindiği yere açılır. İki ortopedi ve travmatoloji uzmanı olarak cerrahi, yara bakımı ve podolojiyi aynı ekipte yürütüyoruz. Çünkü bu üç tedavi yöntemi birbirinin alternatifi değil, devamıdır.
Bu site, diyabeti olan ve ayağında yara açılan insanlar için kuruldu. Tek bir konusu var: diyabetik ayak yarası, Charcot ayağı ve ayak kemiğine inmiş enfeksiyon. Genel ayak ve ayak bileği cerrahisiyle de ilgileniyoruz, ama burada yalnızca bu konuları anlatıyoruz.
Diyabetik bir ayakta yara rastgele bir yerde açılmaz. Her adımda en çok basıncın bindiği noktaya açılır. Altında aşağı inmiş bir metatars başı, kısalmış bir Aşil tendonu, bükülmüş bir parmak ya da çökmüş bir ayak kemeri vardır. Bu yüzden diyabetik ayak yarası bir pansuman meselesi değil, bir mekanik meselesidir; o mekanik düzeltilmediği sürece yara kapansa bile geri gelir.
Biz iki ortopedi ve travmatoloji uzmanıyız ve hastaları birlikte takip ediyoruz. Diyabetik ayak hastasının yolu çoğu yerde şöyle çizilir: kan şekeri için endokrinoloji, antibiyotik için enfeksiyon hastalıkları, pansuman için bir yara birimi ve ortopedi cerrahı en sona, ampütasyon konuşulduğunda. Bu sıranın hastaya pahalıya mal olduğunu düşünüyoruz. Ampütasyon bir sonuç değil, bir karardır; ve doğru zamanda yapılmış küçük bir cerrahi, çoğu zaman ampütasyon kararını ortadan kaldırır.
Muayenehanelerimizde podoloji ünitesi var. Bu bir ayrıntı değil, tedavinin çoğu yerde eksik kalan parçası. Podoloji yara açılmadan önceki ve kapandıktan sonraki dönemi kapsar: nasır, tırnak mantarı ve diğer tırnak sorunları, basınç noktaları, tabanlık ve ayakkabı düzeni. Yara bakımı açılanı kapatır: ölçerek takip, debridman ve en önemlisi yük azaltma. Cerrahi ise kapanmayan yaranın nedenini ortadan kaldırır. Üçü birbirinin alternatifi değil, devamıdır; biri eksik kaldığında diğer ikisi de sonuç vermez.
Ama diyabetik ayak yalnızca ayağın sorunu değil. Bir yaranın kapanması, o ayağa giden kan akımına, kan şekerinin kontrolüne, böbrek ve beslenme durumuna bağlıdır. Bacak damarlarında tıkanıklık varsa hiçbir pansuman ve hiçbir cerrahi iş görmez; önce damarın açılması gerekir. Bu yüzden her hastada dolaşımı değerlendiriyor, gerektiğinde kalp ve damar cerrahisi ile girişimsel radyolojiyi devreye sokuyoruz. Kan şekeri yönetimi için endokrinoloji, antibiyotik tedavisi için enfeksiyon hastalıkları, böbrek ve beslenme sorunları için ilgili branşlarla birlikte çalışıyoruz.
Buradaki fark şu: bu branşları hastanın kendisi aramıyor. Randevusunu biz ayarlıyoruz, sonucunu biz okuyoruz, bir sonraki adımı birlikte planlıyoruz. Hasta tek bir ekiple muhatap oluyor, koordinasyon bizde kalıyor. Diyabetik ayakta hastaların kaybolduğu yer tam olarak burasıdır — iki randevu arasındaki boşluk. Bu süreç ayrı adreslerde yürütüldüğünde hasta hikâyesini her kapıda baştan anlatır, kararlar birbirinden habersiz verilir ve haftalar kaybolur. Diyabetik ayakta kaybedilen hafta, geri gelmeyen dokudur.
Takibi ölçerek yapıyoruz. Her kontrolde yaranın boyutu, derinliği ve kenarı kaydediliyor; “iyileşiyor gibi” bizde bir ölçü değil. Dört hafta sonunda yaranın en az yarısı küçülmemişse plan değiştiriliyor. İlk muayenenin sonunda elinizde bir plan oluyor: ne yapılacak, kaç haftada ne beklenecek, hangi durumda randevu beklemeden aranacak.
Ayağınızda kapanmayan bir yara varsa, ya da travma olmadan gelişen şişme, kızarıklık ve ısı artışı fark ettiyseniz — ağrı olmasa bile — beklemeyin. Bu hastalıkta en pahalı cümle “biraz daha bekleyelim” cümlesidir.
